MERİÇ NEHRİ
EFSANESİ
Tarih içinde
efsaneler dilden dile günümüze dek süregelmiştir. Bunlardan
Meriç Nehri'ne ait efsane de ORPHEUS ile EURYDİKE'e arasındaki
aşkı anlatır.
ORPHEUS İLE
EURYDİKE
O gün dağlar, taşlar, ağaçlar ve dağ, orman, su perileri,
bütün yaratıklar, Meriç Nehrinin iki yakasında sıra sıra
saygıyla durmuşlar, Meriç Nehri'nin sularına karışıp aşağılara
doğru akıp giden bir kesik başı, mitolojik şair Orpheus'un
kesik başını göz yaşlarıyla seyretmişler.
Orpheus'un kesik
başı gene kendisi gibi parçalanıp sulara atılmış ve ilk defa
ustasız çalan Lir'inin eşliğinde son türküsünü söylüyormuş;
"Saadet
yapraklar üzerinde ki bir çiğ tanesi gibidir. Kendisinden
emin, pırıl pırıl dururken birden titreyiverir. O zaman da
aşkın gözyaşları
olarak yere düşer."
Kader biraz da
davranışımızın sonucudur; o yüzden insanoğlu kendi kaderine
tesir edebilir. Ama saadetimiz mutlaka başkalarının elindedir.
Orpheus ile Eurydike Efsanesi, insanlığın bu yönünün bir
hikayesidir.
Orpheus, Yunan
Mitolojisinin pek ünlü bir şairdir. Babası Trakya Kralı
Oiagros, annesi İbe Dokuz Sanat perilerinden (müz'lerden)
şiirin, destanların temsilcisi Kalliope imiş. Ölümlüler içinde
onun üstüne lir çalabilecek kimse çıkmamış. Hatta Orpheus'a
lir'i Apollon hediye etmiş.
Kitaplar
Orpheus'un Edirne civarında, Meriç boylarında yaşamış olduğunu
yazar.
Orpheus, lir'ini
eline alıp da, çalmaya başladımı, dağlar, taşlar, ağaçlar yer
yerinden kalkar, onun çevresinde toplanır, bütün canlılar;
kurdu, kuzusu, ehlisi, vahşisi; inlerinden çıkıp gelirler,
içleri en güzel duygularla dolu halde, onu dinlerlermiş.
Orpheus, gece
yarısı kalkar, civarın en yüksek yerine çıkar, başlarmış
lir'ini çalmaya, o zaman, ustası Alpollon, çırağının o büyülü
çalışına tutulur, onu bir an önce görmeye, yakından dinlemeye
koşarmış; Apollon, güneşi temsil eden Tanrı olduğu için, güneş
olup kocaman ve uykulu gözlerle kıpkırmızı doğarmış. Derler
ki, Bahar geldi mi güneşin, bir süre, her gün biraz daha geç
doğması o yüzdenmiş.
Orpheus bir
yerde durmaz, çaldıklarına kendisine de kapılır, dağlarda,
bayırlarda, ormanlarda gezermiş.
Bir gün ormana
girmiş. Serin bir kaynaktan su içmiş, yüzünü gözünü yıkamış,
serinlemiş. Sonra dibinden o suyun çıktığı kayanın üstüne
oturmuş, almış gene lir'ini eline, başlamış çalmaya...
Az önce suyundan
içtiği kaynağın su perilerinden Eurydike de çimenlere yüzü
koyun uzanıp, dirsekleri yerde, çenesini ellerine dayamış
Orpheus'u dinliyormuş. Orpheus coşkunluğuyla kendisinden başka
hiçbir şeyin farkında olmayarak durmadan çalışıyormuş.
Çok sonra çevresinde toplanıp dinleyenlerin arasında
Eurydike'yi görmüş. Birden duraklamış, bu duygunun ılık bir su
olup içinde tatlı tatlı aktığını hissetmiş. Eurydike iki gözü
Orpheus'ta öylece duruyormuş. O zaman orada toplanan dağlar,
taşlar, bütün canlılar Orpheus'un duraklamasının sebebini
anlamışlar; aşka olan sonsuz saygılarıyla birer birer oradan
uzaklaşmışlar. Eurydike ile Orpheus gözleri birbirlerinde hala
öyle duruyorlarmış.
İşte o andan
itibaren Orpheus yalnız Eurydike için çalmaya başlamış. Çalışı
ne kadar sürmüş bilemiyoruz. Fakat Orpheus ilk defa o gün
dağlara çıkıp Apollo'nu selamlamayı unutmuş ve Orpheus'un
lir'inin sesiyle doğmaya alışmış olan güneş ilk defa o gün
gecikmiş. Eskiden tüyleri kar gibi beyaz ve lekesiz olan, sırf
gevezeliği yüzünden Apollon tarafından cezalandırılıp
karartılarak bugünkü haline döndürülen karben, o sabah çatlak
sesiyle: "Orpheus Tanrılar ihmal edilmekten hoşlanmazlar ve
asla ortak kabul etmezler, dikkatli ol!" diye ötmüş.
Ama Orpheus
mesut ve memnun, Eurydike'sinden başka hiçbir şeyin farkında
değilmiş. O zaman başı Eurdike'nin dizlerinde gözleri gözlerin
de Orpheus'un şöyle konuştuğunu duymuşlar: "Eurydike'm;
dünyayı kucaklamak için açık duran kollarımı kavuşturmaya
korkmuyorum artık. Çünkü onların arasında sen varsın. Ne için,
kimin için söylediğini bilmediğim şiirlerimi, türkülerimi
yalnız senin için söylemenin güzel ve büyük heyecanı içindeyim
sensiz bir saniye duramam artık ben".
Eurydike ile
Orpheus'un tanışmaları ve evlenmeye karar vermeleri bir olmuş.
Heyhat hangi saadet devamlıdır ki; sen Apollon: Parnas dağında
ki koca pyton yılanını oklarınla vurup öldürdüğün halde,
çırağına, ancak sana layık şarkıları terennüm eden Orpheus'a
bu mutluluğu çok gördün. Trakya'nın kendisi çok ufak fakat
zehiri o nispette korkunç engerek yılanını görüp Eurydike'nin
ayağını sokmasına mani olamadım.
Gerçekten de
öyle olmuş. O heyecan içinde kalkıp gidecekleri sırada otların
arasından bir engerek yılanı çıkıp bütün zehirlerini
Eurydike'nin ayağına akıtmış.Bazı efsaneler Eurydike'nin o
sevinç içinde koşarken yılana bastığını o yüzden yılanın
kendisini soktuğunu naklederler ama sonu hep bir: Eurydike
oracıkta ölmüş.
Orpheus,
bulmasıyla kaybetmesi bir olan saadeti Eurydike için bir kere
daha çalmaya, söylemeye başlamış. Gezmediği, dolaşmadığı yer
kalmamış. O kadar acıklı söylüyormuş ki, en sonunda öbür
dünyanın tanrısı Hadesle karısı merhametsiz Tanrıça Persephone
bile ona acımışlar ve yer altı dünyasına girerek Eurydike'yi
görebilmesi için Orpheus'a izin vermişler. Orpheus'un lir'inin
büyülü namelerinden merhamete gelen Persepone daha da
yumuşayarak Orpheus'un Eurydike'yi yeryüzüne götürmesine
müsaade etmiş. Yalnız öbür dünyanın kanunları gereğince
yeryüzüne çıkıncaya kadar arkasını dönüp Eurydike'ye
bakmamasını tembih etmişler. Orpheus önde Eurydike arkada, yer
altı dünyasından yeryüzü dünyasına çıkmaya başlamışlar. Ama
aşkın kanunları bütün öbür kanunlardan baskın çıkmış; Orpheus
dayanamamış, yeryüzüne çıkmaya kalmadan dönmüş, Eurydike'sine
bakmış, Bakmasıylada Eurydike'yi ebediyen kaybetmesi bir
olmuş; Persepone, tembih edileni yapmadığı için Eurydike'yi
yer altı dünyasına geri almış.
Ondan sonrada
Orpheus üzüntüler için de döndüğü yeryüzü dünyasından elini
eteğini çekmiş. Yine çalıyormuş, yine söylüyormuş, yine hep
dolaşıyormuş, ama her şeyine de bir üzün varmış.Aynı zamanda
çok güzel olan Orpheus'a tutkun Trakyalı kadınlar: "Eurydike
ölmüşse biz varız. Orpheus'un gözleri artık bizleri hiç görmez
oldu..." diyorlarmış.
En sonunda o
hale gelmişler ki o kadınlar, bir gün gene hüzünlü müsikisini
dinledikleri bir sırada vurdum duymazlığa kızıp Orpheus'a
saldırmışlar ve onu parça parça etmişler, koparılmış başını ve
lir'ini Meriç nehrine atmışlar. Orpheus'un kesik başı ile
lir'i son türkülerini söyleye söyleye Meriç nehriyle birlikte
akıp Enez de Ege denizine dökülmüş.Sonra dalgalar onları alıp
Midilli adasına götürmüş.
Orpheus'un
ölümüne su perileri, dağ perileri, orman perileri hatta
Trakyalı kadınlar o kadar ağlamışlar ki göz yaşları toplanıp
seller, dereler halinde Meriç nehrine akmış ve Meriç ilk defa
o gün taşmış. |